HARBİ SOHBET EYLENCE FİLM DİZİ VE BİLGİ DÜNYASI Forum Ana Sayfa HARBİ SOHBET EYLENCE FİLM DİZİ VE BİLGİ DÜNYASI
sohbet eğlence ve bilgi forumu film izle indirmeden izle oyun oyna
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Create your own forum on ForumUp.com, It's free, powerful, and fast! :-)
CinİciLER DiYArI KÜTAHYA

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    HARBİ SOHBET EYLENCE FİLM DİZİ VE BİLGİ DÜNYASI Forum Ana Sayfa -> il il türkiye
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
BİRUmut43
forumun en başarılı uyesi
forumun en başarılı uyesi


Kayıt: 02 Mar 2008
Mesajlar: 665
Konum: yasaklı

MesajTarih: 29,03,2008, 16:35:31    Mesaj konusu: CinİciLER DiYArI KÜTAHYA Alıntıyla Cevap Gönder

Very Happy

_________________
BiR rÜYaYDı sAnKİ AsIlLı kAlDı uMutLaRıM bİtAnEm senDEmi seNdeN BaŞkA SeVeRsEm GöZüM kÖR oLsUn.... Yürüdügün yollar cikmaza giderse...Kader deme buna!Sen adim atikca Kaderin yaziliyor Unutma!..eRcAn
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
BİRUmut43
forumun en başarılı uyesi
forumun en başarılı uyesi


Kayıt: 02 Mar 2008
Mesajlar: 665
Konum: yasaklı

MesajTarih: 29,03,2008, 16:42:53    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

______________________________________________________________Resim: Kütahya (Daha fazla resim için İl İl Türkiye Tanıtım bölümüne bakınız)
Resim Hakkında Bilgiler: Ege Bölgesi’nin İç Batı Anadolu Bölümü’nde yer alan Kütahya, bilinen tarihi içinde Hitit, Frig, Roma, Bizans, Selçuklu, Germiyanoğulları ve Osmanlı Dönemi uygarlıklarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne ulaşmıştır. Kütahya ili sınırları içinde kalan topraklarda yerleşen ve adı bilinen en eski halk Hitit’lerdir. Buna rağmen çevredeki Arkeolojik buluntular ilin yerleşim tarihini çok daha eskilere, ilk çağlara değin götürmektedir. Kütahya için kesin bir kuruluş tarihi verilememekle birlikte; Hitit metinlerinde geçen Assuva tarihiyle ilgili IV. Tuthaliya (M.Ö. 1256–1220) yıllıklarına dayanarak M.Ö. II. binin ortalarında kurulduğu söylenebilir. Kütahya, bugün de işletilen zengin maden yatakları dolayısıyla tarihin her devresinde ilgi görmüş, bu sayede geniş ticaret yollarına sahip olmuş, hızla gelişmiştir. Malazgirt Zaferi’nin ardından XI. yüzyılın sonunda Türk uygarlıklarıyla tanışan Kütahya, Germiyanoğlu Beyliği’ne başkentlik yapmış olup Osmanlı Devleti bu topraklar üzerinde kurulmuştur. Ayrıca Kütahya “Türk ve dünya askerlik tarihi” nin en büyük zaferinin kazanıldığı yer olarak zengin bir kültürel mirasa sahiptir.

2. ŞEHRE VERİLEN ADLAR :

Eski kaynaklara, sikke ve yazıtlara göre Kütahya’nın antik dönemdeki adı “Kotiaeion”dur. Ünlü Antik Çağ Coğrafyacısı Strabon bu adın, “Kotys’in Kenti” anlamına geldiğini belirtmektedir. Kotys, Trakya’da yaşayan Odrisler’den olup, Romalılar’ın M.S. 38’de Anadolu’ya gönderdiği bir komutanın adıdır. Kütahya Müzesi’nde bulunan bir sikkede bu ad “Koti” olarak geçmektedir. Kütahya adı, eskisine benzetilerek Türkler tarafından verilmiştir.

3. KÜTAHYA’NIN İLK KURULUŞ YERİ:

İlimizin ilk yerleşim yeri Kütahya kalesi ve çevresidir. Germiyanoğulları döneminde de kullanılan şehir merkezinde yapılan kazılarda Roma dönemi nekropol (mezarlık) alanları bulunmuştur. Ancak şehir merkezinde Frigler dönemine ait önemli bir buluntuya rastlanmamıştır. Kütahya’nın antik dönemdeki yerleşim alanı henüz kesin olarak belirlenememiştir. Ne zaman kurulduğu, nerede kurulduğu, ne zaman ve kim tarafından fethedildiği kesin olarak ifade edilemeyen Kütahya, bir sırlar kentidir.

Yapılan Arkeolojik Kazılar ve Eski Yerleşim Merkezleri :

Bugüne kadar Kütahya ve çevresinde yapılan sistematik kazı ve araştırma sayısı çok değildir. İngiliz Arkeoloji Enstitüsü adına Clive Foss - Kütahya Kalesi’ni, Epigraf Tomas Drew Bear - Yazıtları, David French - Roma Yolları ve Mil Taşlarını, İstanbul Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Turan Efe Antik Yerleşimlerden Höyük ve Tümülüsleri araştırmıştır. Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Aizanoi Antik Kentinde başlattığı sistematik kazı ve araştırmalar 1970 yılından beri devam etmektedir. Müze uzmanlarının Kütahya il sınırlarında yaptığı inceleme ve araştırma çalışmalarında yüzü aşkın höyük, tümülüs ve antik yerleşim saptanıp belgelenmiş, yapılan kurtarma kazılarıyla kentin tarihini aydınlatacak önemli arkeolojik malzemelere rastlanmıştır. Kütahya Merkez Seyitömer Höyük’te yapılan kurtarma kazılarında Eski Tunç dönemine uzanan toplu buluntular elde edilmiş olup Kütahya Arkeoloji Müzesi’nde ayrı bir salonda sergilenmektedir. Merkez Ağızören Köyü’nde 2000 yılında yapılan kazılarda Hitit yerleşimine ait nekropol (mezarlık) alanında önemli arkeolojik malzemeler ele geçmiştir. Kütahya’da Eski Tunç Dönemi’ne uzanan toplu buluntu veren en önemli merkez, 1977 yılında kömür çıkartma işlemi sırasında ulaşılan Tavşanlı Tunçbilek, Boyalık ve Gevence mevkileridir. İlin yerleşim tarihine ışık tutan Eski Tunç buluntu merkezleri Seyitömer, Tavşanlı - Kayı Köyü, Altıntaş - Üçhöyük, Domaniç - Elmalı, Simav, Emet ve Çavdarhisar yöreleridir. Buralarda ele geçen buluntular Bitynia dışında tüm Batı Anadolu’da rastlanan tipik Troya çanak - çömleği örneklerindendir. Gaga ağızlılar, üç ayaklı kaplar, depas türü maşrapalar dışında, Balıkesir, Bursa yöresine özgü Yortan kültürünün bezekli kaplarına rastlanması, Kütahya’nın kuzeyinde bu kültürün etkin olduğunu göstermektedir.

4. HİTİT - FRİG DÖNEMİ:
Kütahya yöresi, Hititler Dönemi'nde Assuva'nın doğusunda, Hitit Devlet sınırlarının da batısında yer almaktadır. Antik Çağ bölümlenmesine göre ise ilin doğu yarısındaki toprakları Frigya, batısı da Mysia bölgesindedir.
O dönemde Hititlerin siyasal etkisi dışında kalan Batı Anadolu'daki pek çok kent konfederasyonlar şeklinde örgütlenmiştir. Kuzeybatı Anadolu'daki As-suva Konfederasyonu bunlardan biridir ve Kütah­ya'nın batısında kalan topraklar bu konfederasyona bağlıdır. İlin kuzey kısımları ise zengin gümüş yatak­ları ve buna bağlı gelişmiş ticaret yolları dolayısıyla Hititlerin sürekli ilgi ve etki alanında kalmakta, bu yüz­den sıkça saldırılara uğramaktadır
Hitit İmparatorluk döneminin sonuna doğru doğuda Assuva yöresindeki bakır yataklarının Asurlar'a kaptırılması, Hitit­ler'in Kütahya'ya ilgisinin artmasına ne­den olmuştur. Bu sırada Assuva'nın ba­şında Sum Dlama, Hititler'in başında IV. Tuthaliya bulunmaktadır. (M.Ö. 1256-1220).
Assuva'ya saldıran Hititler'in ülkeyi yakıp yıktıklarını, Assuva kralı ve oğlu Kukkulis'i tutsak alıp Hattuşaş'a götür­düklerini IV. Tuthaliya yıllıklarından öğre­niyoruz.
M.Ö. 1200'lerde Trakya'dan Anado­lu'ya büyük dalgalar halinde geçen Frig-ler, bölgede Hitit egemenliğine son verip, doğuda Kızılırmak, güneybatıda Burdur Gölü'ne kadar uzanan geniş bir alanı yurt tutmuşlardır.
Bursa, Balıkesir yörelerine gelen yeni oymakların eskilerini daha doğuya sürmeleri sonucunda Kütahya'nın batı kesimleri Mysia bölgesinde yer almıştır.

Yine Frigler'in bir kolu olan Bitin ve Tinler'in Kütahya'nın kuzeyine Bilecik-Sakarya bölgesine yerleştikleri görülmektedir. Frigler'in asıl kalabalık oymaklarının ise Afyon, Eskişehir, Kütahya üçgenin­deki bölgeye yerleşmesi sonucunda, Kütahya'nın doğusu Epiktetos Frigyası adını almıştır. Kütahya'nın güneyine, Temnos (Şaphane) ve Dindimos (Murat) Dağı'na kadar yayılan Frigler yerli Hititler'le karışıp kaynaştıkça güçlenmiş, kültür alanlarını genişleterek doğuda Fırat'a, batıda Ege Denizi'ne kadar dayan­malarına rağmen Lidyalılar üzerinde sürekli bir ege­menlik kuramamışlardır.
Frig Yerleşimi-Söğüt Köyü
M.Ö. VIII. yüzyılda devlet olarak örgütlenen Frigler'in barışçı bir toplum olarak geliştiği, tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları, kaya mezarları, tapınım alanları ilekendilerine özgü bir mimari getirdikleri, maden işçiliği ve dokumacılıkta ileri gittikleri, yeni müzik aletleri ürettikleri görülmektedir. Antik kay­naklar, ünlü masalcı Ezop'un doğum yeri olarak Kütahya'yı göstermektedir.
M.Ö. 676'da Kafkasya üzerinden Anadolu'ya giren Kimmerler'in, Frigya Kralı III. Midas'ı yenerek Kütahya ve çevresini ele geçirdiği, daha sonra M.Ö. 607'de Lidya kralı Alyattes'in Kimmer egemenilğine son verdiği gözlenmektedir. Lidyalılar döneminde Efes'ten başlayıp başkent Şart, Uşak ve Kütahya'dan geçerek Adalar Denizi ve Kızılırmak'ın doğu yakasını birbirine bağlayan Kral Yolu bu dönemde yapılmıştır.
Doğuda gelişerek Anadolu'yu Marmara'ya kadar istila eden Persler'in ünlü kralı II. Kyros, M.Ö. 546'da Lidyalıları tarihten silmiş, Kütahya'yı Frig Satraplığı'nın merkezi yaptığı Dinar'a bağlamıştır. Pers yönetiminin zayıflamasıyla M.Ö. 334'te Biga Çayı civarındaki savaşı kazanan Makedonyalı İskender bölgede üstünlük kurmuştur. İskender'in M.Ö. 324'te ölümüyle Kütahya ve çevresi komutan­larından Antigonas'a geçmiştir. Bölgede M.Ö. III. yüzyılın başlarında yaşanan karışıklıklardan sonra
Bergama Krallığının üstünlük sağladığı ve M.Ö. 133 tarihinde Kütahya'nın Roma'nın Asya Eyaleti sınırlarına dahil edildiği görülmektedir.

5. ROMA VE BİZANS DÖNEMİ
Kütahya, Roma egemenliğine girdiği sırada böl­gede küçük şehir devletleri vardır. Kütahya'da Koti-aeion, Gediz'de Cadı, Simav'da Synaus, Emet'te Ti-beriopolis, Simav Boğazköy'de Ancyra, Altıntaş'ta Soa ve Çavdarhisar'da Aizanoi Antik yerleşim mer­kezleri bulunmaktadır. Bu şehir devletlerini Claudius unvanlı valiler yönetmiş, toplanan verginin bir bölü­münü merkeze gönderip kalanını kentin imarına har­camışlardır. O dönemin en büyük şehri olan 120 bin nüfuslu Aizanoi'nin Zeus Tapınağı, İmparator Hadrian MS. (117-138) döneminde toplanan arazi vergileriyle yaptırılmıştır. Bu bölgede (302) tarihinde yapıldığı saptanan bir borsa binası vardır. Duvarları üzerinde Latince fiyat listeleri bulunmaktadır. Bu lis­teler fiyat artışlarını önlemek için konulmuştur.

M.S.395'te Roma İmparatorluğu'nin ikiye ayrıl­masıyla Kütahya, Doğu Roma İmparatorluğu (Bi­zanslında kalmıştır. Bu dönemde önemli bir pisko­posluk merkezi olan Kütahya hızla gelişmiş, çevresi­ne yapılan kalelerle korunaklı bir kent haline getiril­miştir. Zeus Tapınağı kiliseye çevrilmiş, il ve çevre­sinde çok sayıda kilise inşa edilmiştir.

6. SELÇUKLULAR DÖNEMİ :
1071 'de Malazgirt Savaşı'nda Alparslan'a yenilen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes salıverildikten sonra Bizanslılar tarafından Kütahya Kalesi'ne getiril­miş ve gözlerine mil çekilerek cezalandırılmıştır.
Anadolu Selçuklu Devleti'ni kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075'te İznik'i aldıktan sonra Kütah­ya ve yöresine akınlar düzenlemiş, 1078'de şehri ele geçirmiştir.
II. Yakup Çelebi İmaret Külliyesi
1097'de Haçlıların saldırısıyla Bizans'ın eline ge­çen Kütahya 1182'de Selçuklular tarafından geri alın­mıştır. 1186'da II. Kılıç Arslan ülkeyi 11 oğlu arasında paylaştırınca Kütahya Gıyaseddin Keyhüsrev'e düş­müş, çıkan karışıklıklar ve kardeş kavgaları sırasında 1196'da Kütahya tekrar Bizanslıların eline geçmiş, 1233'de Alaeddin Keykubad zamanında Anadolu Selçuklularına yeniden kazandırılmıştır
Kütahya'daki Hıdırlık Mescidi, Yoncalı Hamamı ve Camisi, Balıklı Camii ve Medresesi Selçuklu döne­mi eserlerindendir.

7. BEYLİKLER DÖNEMİ
I. Alaaddin Keykubad döneminde 1230'da Ana­dolu'ya gelen Germiyanoğlu Aşireti, Malatya yöresi­ne yerleştirilmiş olup 1240'ta Baba İshak ayaklanma­sında Selçuklulara yardım etmişlerdir. 1243 Kösedağ bozgunundan sonra artan Moğol baskısı karşısında Germiyanoğulları 1260'ta göç ederek Kütahya yöre­sine yerleşmiştir.
Ulu Camii
1277'de Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılma­sıyla Kütahya ve yöresi Germiyanoğullarfnın payına düşmüş, hızla gelişen Germiyanoğlu Beyliği, Batı Anadolu'nun en güçlü beyliği olmuştur. İlk beylerinin Alişir olduğu bilinmektedir. Alişiroğlu I. Yakup 1300'de bağımsızlığını ilan ederek Kütahya'yı baş­kent yapmıştır. 1340'ta yerine geçen oğlu Mehmet Bey döneminde gelişimini sürdüren Germiyanoğlu Devleti'nin başında 1361'de Süleyman Şah görün­mektedir. Bu dönemde Osmanlı Sultanı I. Murad'ın
Vacidiye Medresesi
oğlu Bayezid'e kızını veren Süleyman Şah, Kütahya, Simav, Emet ve Tavşanlı'yı kızı Devlet Hatun'un çeyi­zi olarak Osmanlılar'a vermiştir. (1381) Yıldırım Baye-zid 1389'a kadar Kütahya'da valilik yapmıştır. Süley­man Şah, Kula'ya çekildikten sonra 1387'de ölmüş, yerine oğlu II. Yakup Bey geçmiştir. Germiyanoğulla­rı Beyliği II. Yakup'un vasiyeti üzerine 1429'da Os­manlılara katılmıştır.
Kütahya'daki Germiyanoğlu eserleri arasında bu­gün Çini Müzesi olan II. Yakup İmaret Külliyesi, şimdi Arkeoloji Müzes olan Umur-Bin Savcı Medresesi ile İshak Fakih Camii ve Medresesi sayılabilir. Germiyan oğulları döneminde Yıldırım Bayezid'in Kütahya Valili­ği sırasında yapımına başlanan Ulu Camii XV. Yüzyıl­da Musa Çelebi döneminde tamamlanmıştır.

8. OSMANLILAR DONEMİ :
1429'da Germiyanoğlu II. Yakup'un vasiyeti ile Osmanlılara geçen Kütahya bu dönemde bir sancak merkezidir. 1451'de Anadolu Beylerbeyliği'nin mer­kezi olan Kütahya'da Kanuni'nin oğulları Şehzade Bayezid (1542-1558) ve (Sultan II.) Selim (1558-1566) valilik yapmışlardır.
1511'de Safavilerin Anadolu'da yaptıkları bölü­cülük sonucunda çıkan Şahkulu ayaklanması Kütah­ya'ya kadar yayılmıştır. 1833'te Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın Kütah­ya'yı işgali ve aynı yıl imzalanan Kütahya Antlaşması ile şehri terk etmesi dönemin kayda değer olaylarıdır. Kütahya Osmanlı mimarisinin güzel örnekleriyle do­natılmış, çeşme, köprü, cami, medrese, han ve ha­mamlarla imar edilmiştir. Selçuklulardan bu yana de­vam eden çini sanatı bu dönemde en parlak devrini yaşamıştır. Dünya tarihinin devlet gözetiminde yapı­lan ilk toplu iş sözleşmesi, Fincancılar Esnafı An­laşması adıyla 13 Temmuz 1766 tarihinde Kütah­ya'da imzalanmıştır.
1849'da Osmanlı Devleti'ne sığınan Macar ba­ğımsızlık hareketinin önderi Lajos Kossuth ve bera­berindeki 56 mülteci, 1850-1851 yıllarında Kütah­ya'da konuk edilmiştir. Lajos Kossuth'un Kütahya'da kaldığı ev 1982 yılında müze haline getirilmiştir.
1867'de Hüdavendigar Vilayetine bağlı bir san­cak merkezi olan Kütahya, 8 Ekim 1923'te vilayet ol­muştur.

9. MİLLİ MÜCADELE VE CUMHURİYET DÖNEMİ:
Kütahya'nın Milli Mücadele tarihimizde çok önemli bir yeri vardır. Cumhuriyetimizin kurulması için verilen bağımsızlık mücadelesinin en önemli saf­hası ilimiz sınırları içerisinde yaşanmıştır.
I. Dünya Savaşı sonunda itilaf devletleri, Mond­ros Ateşkes Antlaşması hükümlerine dayanarak Ana­dolu'yu işgale başladılar. İşgaller karşısında milleti ve memleketi savaşa sürükleyenler, kendi hayatlarının endişesine düşerek gerekli tedbirleri almamışlar­dı.Ordunun elinden cephanesi alınmış, itilaf devletle­ri türlü vesilelerle yurdun çeşitli bölgelerini işgale baş­lamışlardır. İtilaf donanması İstanbul'da; Fransızlar, Adana'da; İngilizler Urfa, Maraş, Samsun ve Merzi­fon'da; İtalyanlar, Antalya ve Güneybatı Anadolu'da bulunuyorlardı. 15 Mayıs'ta itilaf devletlerinin izni ile Yunan ordusu İzmir'e çıkmıştır. Bu durum karşısında Türk milleti tarih boyunca gösterdiği \"millet olma bilin­ci\" içerisinde işgallere karşı Kuva-i Milliye hareketini başlatmıştır.
Kütahya'da Milli Mücadele 20 Eylül 1919 günü başlamıştır. Binbaşı İsmail Hakkı, Yüzbaşı İsmet, Yüzbaşı Süleyman ve Mülazım Tahsin Beyler Kütah­ya'ya gelerek Kuva-i Milliye Teşkilatını kurmuşlardır. Teşkilatın başına Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı Nüzhet Bey seçilmiştir. İsmail Hakkı Bey Komutasın­da oluşturulan 350 kişilik bir müfrezenin İngilizleri Kü­tahya'dan çekilmek zorunda bırakması Kütahya'da Milli Mücadelenin ilk başarısıdır.
Kütahya'da, Milli Alayı kurmayı başaran (Prişti-neli) İsmail Hakkı Bey, Batı Cephesi Komutanı Ali Fu­at (Cebesoy) Paşa tarafından Kütahya Milil Alayı Ku­mandanlığıma atanmıştır. İsmail Hakkı Bey Pozantı Kongresi'nden dönmekte olan Mustafa Kemal Paşa'ya Afyon'da bulunduğu sırada telgraf çekerek Kütahya'ya \"Milli Alayı\" denetlemesi için davet etmiş­tir.
6 Ağustos 1920 tarihinde Kütahya'ya gelen Mus­tafa Kemal Atatürk, Milli Alayı denetlemiş ve Kütah­ya'dan ayrılırken Kütahya Mutasarrıfı Sait Bey'e ken­di el yazısıyla takdirname vermiştir.

Kütahya Milli Alayı, Milli Mücadele yıllarında önemli görevler üstlenmiş, işgal yıllarında büyük ya­rarlılıklar göstermiştir. 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin antlaşmayı tanımadığını ilan etmesi üzeri­ne işgal hızlanmış, Yunanlılar 13 Temmuz'da Altın­taş'a, 14 Temmuz'da Tavşanlı'ya, 17 Temmuz'da Emet, Simav ve Kütahya'ya 3 Eylülde Simav'a, 5 Ey­lülde Gediz'e girmişlerdir. 28 Temmuz 1921'de Kü­tahya'ya gelen Yunan Kralı Konstantin Savaş Konse­yini burada toplayıp Ankara üzerine yürüme kararı çı­kartmıştır.
Yunan Ordusunun bu ilerleyişi karşısında Türk Ordusu, Sakarya'da Başkomutan Mustafa Kemal ko­mutasında dünya savaş tarihinde örneği görülmeyen bir taktikle büyük bir zafer kazanmıştır.
Sakarya'da durdurulan düşman ordusunu tama­men yurttan atmak amacıyla bir yıl kadar süren hazır­lık döneminden sonra 26 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Mustafa Kemal Büyük Taarruzu başlat­tı. Bu çarpışmalar sırasında Türk askeri, tarihimizin her döneminde görülen kahramanlık ve fedakarlıkla­rına yenilerini ekledi. 57. Tümen Komutanı Albay Re­şat (Çiğiltepe) Bey'in Çiğiltepe'nin alınmasının yarım
saat gecikmesi üzerine görevini yerine getirememe­nin üzüntüsü ile kendisini vurması, bu anlayışa örnek teşkil eder. Zaferden sonra buraya Albay Reşat Çiğil­tepe Anıtı yapılarak anısı ölümsüzleştirilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruzu bizzat cephede idare ederek üstün askerlik vasıflarını gös­termiş ve her zaman askerinin yanında Türk ordusu­na büyük moral ve destek olmuştur.
30 Ağustos günü Başkomutan Mustafa Kemal'in Zafertepe'den bizzat yönettiği meydan muharebesin­de Allıören, Keçiler, Kızıltaş Deresi yolunun iki yanın­da Yunan birlikleri tamamen sarılmış ve imha edilmiş­lerdir. Kızıltaş Deresi bölgesinde açık kalan alandan bazı Yunan birlikleri ve General Trikopis, General Di-yenis ve bir çok Yunan komutanı kaçmışlardır.
Başkomutan Mustafa Kemal, İsmet Paşa ve Fevzi Çakmak Paşa Çalköy'de yıkık bir evin avlusun­da kırık bir kağnı arabasının üzerinde durum değer­lendirmesi yaparak Yunanlıların yeniden savunma düzenine geçmesini önlemek ve Yunanlıları mağlup etmek için İzmir'e girmek görüşüne varmışlardır. Mustafa Kemal burada Batı Cephesindeki tüm subay ve erlere okunmak üzere bir bildiri yayınlamıştır.

\"Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları, Afyonka-rahisar-Dumlupınar büyük meydan muharebesinde, zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını inanılma­yacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve seçkin ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk ulusu gele­ceğine güvenmekte haklıdır. Savaş alanlarındaki ba­şarı ve fedakarlıklarınızı yakından görüp izliyorum. Ulusumuzun size olan övgülerinin iletilmesine aracı­lık etme görevinin arkasını bırakmayacak, sürekli ola­rak yerine getireceğim. Ödüllendirme için Başku­mandanlığa öneride bulunulmasını, Cephe kuman­danlığına büyürdüm: Bütün arkadaşlarımın, Anado-
lu'da daha başka meydan muharebeleri de verilece­ğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herke­sin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kulla­narak, yarışmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz'dir, İleri!\"
Böylece Kütahya 30 Ağustos Zaferi ile düşman işgalinden kurtarılmış, bunu 1 Eylülde Gediz, 3 Ey-lül'de Emet ve Tavşanlı'nın kurtuluşları izlemiştir.
9 Eylülde İzmir'de Yunan ordusunu denize döken Türk ordusu Mustafa Kemal'in emrini büyük bir başarı ile yerine getirmiştir.

Kültür Turizmi
Kütahya'da tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar çok çeşitli medeniyetler ve devletler hüküm sürmüştür. Ev sahipliği yaptığı bu medeniyetlerin hemen hepsinden pek çok kültürel değer günümüze miras olarak kalmıştır.
Friglerden günümüze kadar ulaşan binlerce barınma ve korunma amaçlı mağaralar, erken Hıristiyanlık dönemi şapel ve kiliseleri, Romalılardan kalan Aizanoi antik kenti, ilk hali Bizanslılardan kalan Kütahya Kalesi, Selçuklulardan kalan Hıdırlık Mescidi, Osmanlı İmparatorluğunun kurulduğu topraklar olan Domaniç, Germiyanoğullarından kalan Vacidiye Medresesi ve II.Yakup İmaret Külliyesi, etnik kültürün son şahidi Yeni Mahalle Rum Ortodoks Kilisesi, Osmanlılardan kalma Ulu Camii, Adliye Binası (Eski Hükümet Konağı) ve Kütahya Lisesi ile Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atıldığı ve Başkumandan Meydan Savaşı'nın kazanıldığı Dumlupınar ve Altıntaş - Zafertepe Çalköy'deki Şehitlikler ve Anıtlar bu topraklarda yaşayan medeniyetlerin bizlere bıraktıkları kültürel mirasın ilk akla gelenleridir.
MÜZELER
Kütahya, müzeler açısından zengin bir ildir. Arkeoloji Müzesi, sahip olduğu eserler açısından emsalleri arasında önemli bir yere sahiptir. Çini Müzesi, Türkiye ve Dünyadaki ilk olma özelliğine sahiptir. Kossuth Müzesi, tarihi değerinin yanı sıra etnografya müzesi olarak da nitelenebilecek bir konumdadır. Ayrıca İlimizde Tavşanlı Belediye Müzesi ile Dumlupınar Kurtuluş Savaşı Zafer Müzesi de bulunmaktadır.
Sadık Atakan Çini Evi
Avukat Sadık ATAKAN tarafından düzenlenen evde, son 200 yılın en güzel çinileri sergilenmektedir. Değerli çini ustalarının eserlerinin görülebildiği ev, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü oluşturmaktadır
FRİG VADİSİ
Kütahya-Eskişehir karayolunun 26. km'sindeki Sabuncupınar'dan başlayıp Ovacık Köyüne kadar, İlin doğusu boyunca uzanan ve büyük bölümü çam ormanları arasında kalan alana \"Frig Vadisi\" denilmektedir.
Frig Vadisi iki ana bölümde incelenebilir. Birinci bölüm; Sabuncupınar, Fındık, İncik, İnli, Söğüt mağaralarının bulunduğu kuzey bölümüdür. İkinci bölüm ise, daha güneydeki Ovacık Köyü, İnlice mahallesi ve çevresidir.
Kütahya'nın doğusunda, eski bir yanardağ olan Türkmen Dağı'nın tüfleri ile örtülü olan Frig yaylaları, eski çağlardan beri çeşitli kavimler tarafından iskan edilmiştir. Volkan tüfünün kolay işlenebilir bir kaya çeşidi olması, bölgenin en eski halklarından biri olan Frigler'in, bunları oyma ve yontma yoluyla çeşitli amaçlar için kullanmalarını sağlamıştır. Frigler'in ana tanrıçası Kybele'ye adanmış açık hava tapınakları ile savunma amaçlı yapılar, en çok göze çarpan eserler arasındadır. Bunların yanında Roma devrinde kayaları oymak suretiyle meydana getirilmiş çeşitli barınaklar, mezar odaları, ağıl ve ahır olarak kullanılan mekanlar, sarnıçlar ve ambarlar da bulunmaktadır. Erken ve Geç Bizans devirlerinde ise bunlara ilaveten kilise ve şapeller de inşa edilmiştir.
Frig Vadisi'nin ikinci bölümü ise Kütahya'ya 55 km. uzaklıkta bulunan Ovacık Köyü'nün İnlice Mahallesi'nin doğusunda başlayan çam ormanları arasındadır. Bölgenin bilinen tarihi M.Ö. 900-600 yıllarında Frigler, daha sonra Romalılar ve Bizanslılar tarafından kullanıldığı şeklindedir. Frig Vadisi'nde kayalara elle oyulmuş kaya mezarlar, kiliseler ve sığınma-barınma amacıyla kullanılmış yüzlerce mağara bulunmaktadır.
Aizanoi Antik Kenti
Aizanoi antik kenti, Kütahya'ya 57 km. uzaklıktaki Çavdarhisar İlçesindedir. Efes ile çağdaş olan kent Penkalas ırmağının iki yakasına kurulmuştur. Kentin ismi Su Perisi Erato ile efsanevi kral Arkas'ın birleşmesinden ortaya çıkan Azan isimli mitoloji kahramanından kaynaklanmaktadır. Aizanoi antik kenti Frigya'ya bağlı yaşayan Aizanitislerin ana yerleşmeleriydi.

Kent alanı M.Ö.3000 yıllarından itibaren yerleşmeye sahne olmuştur. Helenistik dönemde Bergama Krallığı ile Bithinya arasında el değiştirmiştir.M.Ö. 133'de Roma egemenliğine girmiştir.Erken Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olan Aizanoi 7.yy.da önemini yitirmiştir.
Ortaçağ'da (13.yy) Çavdar Tatarları'nın üssü olan kent daha sonraları Çavdarhisar ismini almıştır.

Antik kentte; Zeus Tapınağı, Antik Borsa, Stadyum ve Anfi Tiyatro ile Mozaikli Hamam, Antik Köprüler ve Sütunlu Yol görülmeye değerdir.
ZEUS TAPINAĞI : Dünyadaki en sağlam kalan Zeus Tapınağının yapımına M.S. II.yüzyılda İmparator Hadrian zamanında başlanmıştır. Tapınakta kısa yanları her birinde 8'er,uzun yanların her birinde 15'er İon sütunu yer alır. 53x35 m. ölçülerinde bir podyumun üzerinde yer alan tapınağın altında tonozlarla örtülü bir mekan yer almaktadır ki; bu plan Anadolu'da Roma mimari sanatında pek alışılmamış bir uygulamadır ve benzerine rastlanılmamıştır. Bu mekan muhtemelen kehanet yeri veya tapınağa ait depo olarak işlev görmüştür.

BORSA BİNASI: Dünyanın ilk borsası Aizanoi Antik Kentindedir. M.S. 2.yüzyılın 2. yarısında tahıl pazarı olarak kullanılmıştır. 1971 yılında kazısı yapılan borsa binasının kısmen onarılan duvarlarında M.S. 4.yüzyılın başlarında İmparator Diocletian'ın 304 yılında enflasyonla mücadele için yaptığı ücret tespitlerinin bir kopyası vardır. Bu yazıtta imparatorluk pazarlarında satılan tüm malların fiyatları yer almaktadır. Örneğin; kuvvetli bir köle iki eşeğin fiyatına, bir at ise üç köle fiyatına eşittir.

STADYUM VE TİYATRO: Aizanoi'deki Stadyum - Tiyatro kombinasyonunun dünyada benzeri yoktur. Yapımına M.S. I. yüzyılda başlanmış ve aralıklarla III.yüzyıla kadar sürmüştür. Stadyumun oturma grupları hafif çokgen biçimli olduğu için yapı orta kısımda genişlemektedir. Stadyum ile tiyatroyu ayıran duvarın stadyum cephesi mermerlerle kaplı olup tiyatronun sahne kısmı ise zengin mermer bezemelerle kaplıydı. Bu bezemeler depremler sonucu oturma basamaklarının ortasına yıkılmışlardır.

ANTİK KÖPRÜLER : Penkalas denilen Koca Çayın üzerindedir. Antik çağda iki yakayı bir birine bağlayan beş köprü mevcuttu. Bunlardan birisi yayalar için yapılmış olan ahşap bir köprü, diğer dördü ise kemerli taş köprüleridir. Günümüze bunlardan sadece iki tanesi ulaşmıştır.
SÜTUNLU YOL : 1992 -1995 yılları arasında yapılan kazılarda ortaya çıkartıldı. M.S. 400. yıllara tarihlenmektedir. Restore edilerek ayağa kaldırılan cadde kenarlarındaki sütunlar erken antik yapılardan sökülmüştür. Dükkan kapıları bu sütunlu yola açılmakta olup yakınında onunla ilişkili borsa yapısı bulunuyordu.


Germiyan Sokak
Merkez Pirler mahallesinde, 18. yüzyıl Kütahya evlerinin topluca korunduğu Germiyan Sokak, Arnavut kaldırımlı yolu, elektrik ve telefon direkleri ile tellerinin bulunmadığı, Kütahya'daki tarihi kent dokusunun en güzel örneğidir.
Germiyan Sokak'taki Kütahya Evleri iki veya üç katlı ahşap evlerdir. Payandalarla desteklenmiş çıkmaları, çiftli koca kapıları, kafesli pencereleri ile ahşap Anadolu mimarisinin en güzel örneklerini oluşturur. 17. ve 18. yüzyıl Kütahya evleri açık sofalıdır. Sofalar odalar arası bağlantıyı sağlar. Ayrıca sofalarda seki yada köşk adı verilen dinlenme mekanları bulunur.
Giriş katlarına taşlık denir. Evlerin ön kapıları dışında geniş arka bahçelere açılan arka kapıları da vardır.
Depo, kiler samanlık hatta ahırlar buradadır. Birinci katta günlük yaşama ait odalar vardır. Bunlar oturma odası, mutfak ve yatak odasıdır. İkinci katta ise misafir odaları ve gelin odaları bulunur. 19. ve 20. yüzyıl Kütahya evleri kapalı sofalıdır. Önceki dönemlerin aksine, bu dönem evlerinin dışları, saçakları, pervazları ve payandaları süslenirken, iç mekanlar aksine sade tutulmuştur. Yine bütün Kütahya evleri payanda destekli çıkartmalara sahiptir. Bu çıkartmalar yola uyum ve iç mekanı düzeltme amaçlı yapılmıştır.
Bedestenler
Gedik Ahmet Paşa Vakfı olarak XV. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılan bedestenler iki tanedir. Büyük Bedesten dört kapılıdır. Yapının içinde ortada bir şadırvan ve on yedi dükkan vardır. Kapı girişi üstünde madalyon içinde hayat ağacı ve aslan motifleri altında 1868 tarihi yazılıdır. Diğer kapı üstündeki madalyonda ise denizkızı figürü yer alır. Halen sebze bedesteni olarak kullanılmaktadır. Küçük Bedesten; iki kapılı olup duvarları tuğla ve saç örgüden yapılmıştır. Uzunlamasına dikdörtgen geniş alanın iki kenarında karşılıklı dörder geniş niş bulunmaktadır. Eskiden ağır elbiselerin ve elmas işlemeciliğinin yapıldığı yapı günümüzde eski eşya pazarı olarak kullanılmaktadır.
Kütahya Kalesi
Antik çağlardan günümüze kadar yerleşimin olduğu Hisar Tepesindedir. 70 burca sahip olan Kütahya Kalesi üç bölümden oluşur. Bunlar Kale-i Bala, Kale-i Sagir ve dış surlardır. Roma, Bizans, Selçuklu, Germiyan ve Osmanlı izleri görülen kalede herhangi bir döneme ait kitabe yoktur. Fakat yapılan incelemeler sonucunda 8.yy Bizans, 12.yy Bizans, 13/14.yy Türk dönemlerine ait inşaat özelliklerine rastlanmıştır. Kalede bilinen son inşaat Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmıştır. (1451-1481) Kale'de iki çeşme, iki mescit vardır. Kütahya Kalesinde, kendi ekseninde 45 dakika da bir tur atan Döner Gazino 1973 yılı yapımıdır. Lokanta olarak hizmet veren Döner Gazino'nun altındaki Kır Kahvesi yazın açıktır.
Kara Ahmet Bey Türbesi
Ünlü Seyyah Evliya Çelebi'nin dedesi olan Kara Ahmet Bey'in türbesi, kent merkezindedir. Evliya Çelebi'nin Kütahyalı olduğunu Seyahatname'sinin 9.cildinde belirtmektedir.
Ulu Cami
Kütahya'nın en ulu ve en büyük camisidir. Yıldırım Bayazıt zamanında yapımına başlanmış, Şehzade Musa Çelebi tarafından 1410 yılında tamamlanmıştır. Mimar Sinan tarafından tamir edilmiştir. Ortalama 45x25 m2'lik bir alanı kaplayan cami avlusuzdur. Caminin 3 kapısı, 64 penceresi, 2 kubbesi, 6 yarım kubbesi ve 5 bölümlü son cemaat yeri vardır. Caminin içindeki 4 sütunlu müezzin mahfeli ve mihrabın sağındaki Kabe tasvirli çini pano görülmeye değerdir.
Adliye Sarayı (Eski Hükümet Konağı)
Yapımına 1905 yılında Fuat Paşa zamanında başlanan ve 1907 yılında tamamlanan Eski Hükümet Konağı, son dönem sivil Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. Üç katlı yapının, giriş bölümü ile doğu ve batı kanatları hafif çıkıntılıdır. Girişi dört yüksek sütun ve ortadaki geniş üç kemerle bağlanmıştır. İki renkli taş tekniği, iki katı ayıran korniş hattı ve çinileriyle cephe örgülü bir görünüme sahiptir. Vali Odasının bacaları ortaya ay yıldız gelecek şekilde çini kaplıdır. Bina içinde tamamen çini kaplı bir mescit de yer almakta olup, 1998 yılında restore edilerek Adliye Sarayı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Hayme Ana ve Osman Gazi Anıtı
Hayme Ana Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin ninesi, Ertuğrul Gazi'nin annesidir. Ertuğrul Gazi, Sürmeliçukur'dan Anadolu'ya geldiğinde kendisine Söğüt kışlak, Domaniç yaylak olarak verilmiştir. Yılın beş ayını geçirdiği Domaniç'te bir yayla mevsiminde Hayme Ana'yı yitiren Ertuğrul Gazi, annesini her yıl çadır kurduğu Çarşamba'da bir tepeye defnettirmiştir. Sultan, II. Abdulhamit, l886'da Devlet Ana diye anılan atası Hayme ana'nın kabrini buldurarak üstüne bugünkü türbeyi yaptırmıştır. Kütahya Valiliği, Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700.Yılı dolayısıyla bu türbe ve müştemilatını restore ettirerek çevre düzenlemesine tabi tutmuş, her yıl Hayme ana adına törenler yapılan alana 2500 kişilik tribün yaptırmış, 100 bin fidanlı 700.Yıl koruluğu kurdurarak, bir Osmanlı çeşmesi ve iki örnek Kütahya evi yaptırmıştır
Başkumandan Tarihi Milli Parkı

Kurtuluş Savaşımızın geçtiği Zafertepe- Çalköy ve Dumlupınar'daki bu topraklar şehitlerimizin aziz hatırasına, müze ve anıt ve şehitliklerle donatılmıştır. Milli parktaki bu anıt, müze ve şehitlikler şunlardır:
Zafertepe- Çalköy'de; Zafer Anıtı, (Başkumandan Meydan Savaşı İdare Yeri), Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı, Yüzbaşı Harputlu Şekip Efendi Anıtı, Atatürk Anıtı,
Dumlupınar İlçemizde; Kurtuluş Savaşı Müzesi, Atatürk Evi, Atatürk Anıtı, Dumlupınar Şehitliği ve içinde; Mehmetçik Anıtı, Şehit Baba ve Oğul Anıtı, Milis Anıtı ve Gazi Mustafa Kemal-İsmet Paşa-Mareşal Fevzi Çakmak Anıtları bulunmaktadır.


[/u]

_________________
BiR rÜYaYDı sAnKİ AsIlLı kAlDı uMutLaRıM bİtAnEm senDEmi seNdeN BaŞkA SeVeRsEm GöZüM kÖR oLsUn.... Yürüdügün yollar cikmaza giderse...Kader deme buna!Sen adim atikca Kaderin yaziliyor Unutma!..eRcAn


En son BİRUmut43 tarafından 05,05,2008, 09:16:52 tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
BİRUmut43
forumun en başarılı uyesi
forumun en başarılı uyesi


Kayıt: 02 Mar 2008
Mesajlar: 665
Konum: yasaklı

MesajTarih: 29,03,2008, 16:51:09    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

________________________________________________________________


Kütahya - Ulu Cami
Bilgiler: Gazi Kemal mahallesinde Vacidiye medresesi (bugünkü Kütahya Müzesi) ile II.Yakup Çelebi İmaret Mescidi (Eski Vahitpaşa İl Halk Kütüphanesi) arasında yer alır. 45*25 metrelik bir alanı kaplar. Kütahya' nın en geniş iç hacmine sahip tarihi yapısıdır. Avlusuzdur. Tamamen kesme taştan yapılmıştır. İki tam kubbe ve 6 yarım kubbe ile desteklenmektedir. Dikdörtgen biçimlidir.

Minaresinin kaidesi kesme taş, gövde kısmı tuğladandır. Yapının bugünkü halinde doğu, batı ve kuzeyden olmak üzere üç girişi vardır. Beş bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Batı tarafındaki bir bölüm 19.yüzyılda örülerek "Vahitpaşa Kütüphanesi" olarak kullanılmıştır. Dikkat çekici keçeli, saraçlı kapı örtüsü vardır.

Kapılardan girildiğinde iç mekan ayrımı geniş, aydınlık ve ferah bir etkiye sahiptir. Yüksek kaideler üzerine yerleştirilmiş, hafif yivli, antik altı büyük sütun geniş mekanı görmeyecek şekilde iki kubbe ile altı yarım kubbeyi taşımaktadır. Sütun başlıkları sade, üstleri ise yastıklıdır. Kemerler ise koyu kırmızı ve gri olmak üzere iki renkli işlenmiştir. İki tam, altı yarım kubbe yanı sıra köşelerde de dört küçük kubbesi vardır.

Caminin ortasında bir şadırvan vardır. Şadırvan üzerine altı küçük sütuna oturtulmuş ahşap tavanlı bir müezzin mahfili vardır. İç mekanın arka kısmının üstü boydan boya mahfilidir. Cami iç mekanında bütün yazı ve istif levhaları ile kalem işleri yoğun bir şekilde kullanılmış olmasına rağmen dağılışları göze batmayan dengeli bir süsleme oluşturmaktadır. Yapının bugünkü sahip olduğu mekan ferahlığı yanında kalem işleri 19.yüzyıl sonunda gerçekleştirilen en başarılı yapılardan biri olarak tanımlanmaktadır. Ancak çiniler diyarının bu muhteşem eserinde mihrabın sağında dört kareden meydana gelmiş kabe tasvirli çini kompozisyonu dışında çini bulunmaması dikkat çekicidir.

Ulu Caminin ilk şekli ağaç direkli bir cami olarak Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmaya başlanılmış, Ankara savaşından (1402) sonra oğlu Musa Çelebi tarafından tamamlanmıştır. (1410) Vakıf kayıtlarında camiden Yıldırım Beyazıt Han Camii olarak bahsedilmektedir. Ünlü seyyah Evliya Çelebi caminin Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından tamir edildiğini de belirtmektedir.

Kanuni, Rodos (1522-1523) ve Irakeyn (1534-1535) seferlerinde bir süre Kütahya' da bulunmuştur. Bu sırada binanın onarımı için seferlere katılmış olan Mimar Sinan' a talimat vermesi mümkündür.

Bundan sonra da bazı onarımlar geçirmiş olmakla birlikte cami son şeklini 1893' de Sultan II.Aldülhamit Han zamanında almış ve bu son büyük onarım sırasında cami kubbeli olarak yapılmıştır.

1888' de başlayıp 1893' de bitirilen bu onarımda duvarlar temellere kadar yıkılıp, yeniden kesme taştan yapılmış, Aizanoi (Çavdarhisar)' dan getirilen sütunlar ve mermer plakalar kullanılarak kubbeli şekilde yeniden yapılmıştır.



















_____________________________________________________________


_________________
BiR rÜYaYDı sAnKİ AsIlLı kAlDı uMutLaRıM bİtAnEm senDEmi seNdeN BaŞkA SeVeRsEm GöZüM kÖR oLsUn.... Yürüdügün yollar cikmaza giderse...Kader deme buna!Sen adim atikca Kaderin yaziliyor Unutma!..eRcAn


En son BİRUmut43 tarafından 05,05,2008, 09:05:39 tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
BİRUmut43
forumun en başarılı uyesi
forumun en başarılı uyesi


Kayıt: 02 Mar 2008
Mesajlar: 665
Konum: yasaklı

MesajTarih: 01,04,2008, 18:13:59    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Altıntaş Genel Bilgi

Ege Bölgesi’nde, Kütahya İli’ne bağlı bir ilçe olan Altıntaş, kuzeyinde Kütahya Merkez ilçesi, güneyinde Dumlupınar ilçesi, doğusunda Afyon ve bağlı İhsaniye ilçesi, batısında, Aslanapa ve Gediz ilçeleri ile çevrilidir. İlçe, Porsuk Çayı ve kollarının suladığı aynı adı taşıyan Altıntaş Ovası üzerinde kurulmuştur. İlçe toprakları, yükseklikleri 500-1.000 m. arasında değişen bir plato niteliğindedir. İlçenin batı yönü Murat Dağları, Doğu-Kuzey-Güney yönlerini geniş bir düzlük olarak Altıntaş ovası oluşturmaktadır. Murat Dağı’ndan doğan Porsuk Çayı, bir süre Kokarçay adı ile kuzeybatıya doğru akarak Altıntaş Ovası’nı sular. Ayrıca Porsuk Çayını besleyen Beşkarış ve Yeşilyurt çayları da ilçenin diğer akarsularıdır. İl merkezine 49 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 905 km2, 2000 yılı sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu ise 25.262’dir.




İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Verimli topraklarının azlığı nedeni ile Ova köylerinde pancar üretimi başta olmak üzere, buğday, arpa, nohut, ayçiçeği ve vişne üretimi yapılmaktadır. Hayvancılıkta Tiftik Keçisi yaygın olarak yetiştirilmekle birlikte süt inekçiliği de yapılmaktadır. İlçede 1 mermer fabrikası, 5 un fabrikası, 1 yağ imalathanesi, 7 adet kereste atölyesi bulunmaktadır. Murat Dağı bölgesinde özel sektörlerce işletilen 5800-6200 kalorilik kömür madenleri ile Grafit maden ocakları vardır. Ayrıca ilçenin Murathanlar yöresindeki ocaklardan nitelikli ve ekonomik değeri yüksek mermer çıkartılmaktadır.

Altıntaş eski bir yerleşim yeri olup, Kalkolitik Çağa (MÖ.5500-3500) ait bazı kalıntı ve buluntulara rastlanmıştır. Yöredeki Üç Höyük’te İlk Tunç Çağına (MÖ.3500-2000) ait bir yerleşim yerine rastlanmıştır. İlçenin tarihi ile ilgili kaynaklarda başka bir bilgi bulunmamakla birlikte, Kütahya yöresinde olduğu gibi Hititlerin, Kimmerlerin, Friglerin, Lydialıların, Bithynia ve Pergamon Krallıklarının egemenliği altına girdiği sanılmaktadır. Bundan sonra yöreye Romalılar ve Bizanslılar hakim olmuştur.

Malazgirt Savaşı’nda (1071) sonra Anadolu Selçuklu Devletini (1078) kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Kütahya ve yöresi ile birlikte Altıntaş’ı da ele geçirmiş, 1097’de Haçlıların saldırılarına uğramıştır. Daha sonra Anadolu Selçukluları ve Bizanslılar arasında sürekli el değiştirmiştir. Ardından Germiyanoğulları’nın eline geçen yöre 1429’da Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Sultan II.Beyazıt zamanında çıkan Şahkulu ayaklanması, 1511’de Altıntaş yöresinde bastırılmıştır. Şemseddin Sami, Kamusü’l Alâm’da Altıntaş’tan Hüdavendigâr vilayetinin merkez kazasına bağlı bir nahiye olarak söz etmiştir.



Kurtuluş Savaşı’nın en önemli çarpışmalarından biri olan Dumlupınar Meydan Muharebesi, Altıntaş’a bağlı Dumlupınar’da yapılmış, Mustafa Kemal, Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri! Komutunu Dumlupınar’daki Çalköy’de vermiştir. Dumlupınar zaferinin anısına daha sonra Dumlupınar ve çevresinde anıtlar yapılmış ve bu alan Bakanlar Kurulu Kararı ile Milli Park haline getirilmiştir.

Büyük bir köy durumundaki Altıntaş’ın belediyesi 1947 yılında kurulmuştur.

İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; İlçenin doğusunda yer alan Çal Tepesi’nde Romalılardan kalma antik bir tiyatro ile harabe haline gelmiş yerleşim merkezi, çok sayıda höyük ve antik mermer ocakları bulunmaktadır. Selçuklu dönemine ait Çakırsaz Hanı, Altıntaş Köyü Kemerli Köprü; Alıncık ve Işıklar Türbesi, Akçaköy Aziz Dede Türbesi ve Seyit Hamza Türbesi vardır.

Ayrıca Başkomutan Meydan Savaşının geçtiği mekandaki Zafertepe Çalköy’de Zafer Anıtı, Şehit Sancaktar (Meçhul Asker) Anıtı, Yüzbaşı Şekip Efendi Anıtı bulunmaktadır.

_________________
BiR rÜYaYDı sAnKİ AsIlLı kAlDı uMutLaRıM bİtAnEm senDEmi seNdeN BaŞkA SeVeRsEm GöZüM kÖR oLsUn.... Yürüdügün yollar cikmaza giderse...Kader deme buna!Sen adim atikca Kaderin yaziliyor Unutma!..eRcAn
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
BİRUmut43
forumun en başarılı uyesi
forumun en başarılı uyesi


Kayıt: 02 Mar 2008
Mesajlar: 665
Konum: yasaklı

MesajTarih: 01,04,2008, 18:19:06    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Tarihin akışına yeni bir yön veren 30 Ağustos Zaferi , muharebelerin geçtiği coğrafi bölgeye de önemli tanıklar bırakmıştır. Onbinlerce insanın bu dar alanda top, tüfek ve süngülerle muharebe ettiğini düşünürsek, izlerini günümüze kadar taşıyan tanıklar bırakmış olması da şüphesizdir. En azından ; muharebeye tanık olan Halil CİHAN ın da belirttiği gibi , bölgedeki yaşlı ağaçların bir çoğu halen gövdelerindeki mermi ve bomba parçaları ile bu anıları saklamaktadırlar. Ayrıca bu muharebe esnasında Adatepe bölgesinde , kanların suya karışması nedeniyle günlerce su içilememiştir. Çalköy ün 1,5 Km. batısındaki bölgesinin adı o günün anısına Kanlı Köprü olarak kalmıştır.

Böyle kanlı bir muharebeye sahne olan bölgede, bulunan şehitlik ve abidelerden bazıları şunlardır:







1. ZAFER ANITI :


Zafer Anıtı Zafertepe Çalköy-ALTINTAŞ

30 Ağustos 1922 de Başkomutanlık Meydan Muharebesinin ATATÜRK tarafından sevk ve idare edildiği , 01 Eylül 1922 de Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz dir , İleri emrinin verildiği 1181 rakımlı Zafertepe de bulunmaktadır. Gerek 30 Ağustos Zaferinin, gerek bütünü ile Kurtuluş Savaşının ve gerekse Türk Milletinin birlik ve beraberlik içinde olmasıyla zaferin kalıcı olabileceğini sembolize etmektedir. 1964 yılında yapılmasına karar verilen anıt, 30 Ağustos 1972 yılında tamamlanmıştır.Çatılmış silahların uzaktan görünüşü veya alev alev meşale hissini uyandıran Zafer Anıtı, asıl manası ile Kurtuluş Savaşını sembolize eder. Abideyi bir kül olarak meydana getiren değişik yöndeki üçgen bloklar milletimizin, yakın ve uzak milletlerin göstermeye hazırlandıkları haksızlığa feveranını, düşman kuvvetlerine karşı milletin tek vücut halinde birleşerek kazandığı zaferi simgeler.







2. ŞEHİT SANCAKTAR MEHMETÇİK ANITI:


Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı Zafertepe Çalköy-ALTINTAŞ

Mustafa Kemal ATATÜRK , 31 Ağustos 1922 günü muharebe meydanını gezerken Berberçamı denilen yerdeki şehitler arasında , düşman topçusunun attığı top mermisinin açtığı çukura gömülmüş bir sancaktar görür. Bu aziz şehit , toprağın üzerindeki katılaşmış kolu ile sancağı dimdik tutmaktadır. Bu manzara karşısında duygulanan Başkomutan, savaş sonrasında yapılacak Şehit Asker Anıtı için bunun sembol alınmasını emreder.

ATATÜRK 30 Ağustos 1924 te anıtın temelini attıktan sonra Zafertepe de yaptığı konuşmada Hiç şüphe edilmemelidir ki , yeni Türk Devletinin temeli burada atıldı. Ebedi hayat burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada dolaşan şehit ruhları Devlet ve Cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır. Burada temelini attığımız Şehit Asker Anıtı , işte o ruhları, o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını , fedakar ve kahraman Türk Milletini temsil etmektedir. Bu anıt Türk Vatanına göz dikenlere Türk'ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, savletini, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır. demiştir.

ATATÜRK tarafından temeli atılan ve 1927 yılında yine bir törenle açılan bu anıtı Mimar Hikmet ve Taşçı Kadri yapmıştır. 1964 yılında çıkan 220 sayılı yasa ile Zafertepe ye yeni bir zafer anıtının yapılması kararlaştırıldığından, Şehit Asker Anıtının mermer parçaları ve sancağı Zafertepe deki yerinden sökülerek, 1979 yılında olayın geçtiği gerçek yerine , yani Berberçam Tepesi ne dikilmiştir.


Harputlu Yüzbaşı Şekip Efendi Şehitliği Zafertepe-Çalköy



14 üncü Süvari Tümeni 3üncü Alayında , 29 Ağustos günü düşmana karşı hücum ederken şehit edilen Harputlu Yüzbaşı Şekip Efendi ( 1886-1922) ile aynı Alaydan erler; Düzce-Üsküp ten Veysel Ömer, Keskin-Yağlıker den Veli Mehmet, Akhisar-Tatasut tan İbiş Ömer in bulunduğu bir şehitliktir.

Yani dostlar kıssadan hisse tarihimizi bilelim sahip çıkalım. Bir şeyleri savunmadan önce İnönüden başlayarak ( Bilecik ) bir uzanın bakalım gerçek tarihe sonra düşüncelerinize sahip çıkın bende saygı duyayım . Konuşurken bu kişilere o kim bu kim veya daha acısı ' bir avuç' kişi diyenlerden olmayın... Tarihinizi yaşarken yakalayın enbüyük erdemdir bu...


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!




Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!




Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

[img]http://www.postimage.org/aV9L5kr-83118bc7d4db8e33f663461636f1aa89.bmp[/img][img]http://www.postimage.org/image.php?v=aV9Mm90[/img]

_________________
BiR rÜYaYDı sAnKİ AsIlLı kAlDı uMutLaRıM bİtAnEm senDEmi seNdeN BaŞkA SeVeRsEm GöZüM kÖR oLsUn.... Yürüdügün yollar cikmaza giderse...Kader deme buna!Sen adim atikca Kaderin yaziliyor Unutma!..eRcAn


En son BİRUmut43 tarafından 06,05,2008, 12:26:37 tarihinde değiştirildi, toplam 3 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
BİRUmut43
forumun en başarılı uyesi
forumun en başarılı uyesi


Kayıt: 02 Mar 2008
Mesajlar: 665
Konum: yasaklı

MesajTarih: 01,04,2008, 18:42:39    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Altıntaş Genel Bilgi

Ege Bölgesi’nde, Kütahya İli’ne bağlı bir ilçe olan Altıntaş, kuzeyinde Kütahya Merkez ilçesi, güneyinde Dumlupınar ilçesi, doğusunda Afyon ve bağlı İhsaniye ilçesi, batısında, Aslanapa ve Gediz ilçeleri ile çevrilidir. İlçe, Porsuk Çayı ve kollarının suladığı aynı adı taşıyan Altıntaş Ovası üzerinde kurulmuştur. İlçe toprakları, yükseklikleri 500-1.000 m. arasında değişen bir plato niteliğindedir. İlçenin batı yönü Murat Dağları, Doğu-Kuzey-Güney yönlerini geniş bir düzlük olarak Altıntaş ovası oluşturmaktadır. Murat Dağı’ndan doğan Porsuk Çayı, bir süre Kokarçay adı ile kuzeybatıya doğru akarak Altıntaş Ovası’nı sular. Ayrıca Porsuk Çayını besleyen Beşkarış ve Yeşilyurt çayları da ilçenin diğer akarsularıdır. İl merkezine 49 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 905 km2, 2000 yılı sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu ise 25.262’dir.

[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] tepe.jpg


İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Verimli topraklarının azlığı nedeni ile Ova köylerinde pancar üretimi başta olmak üzere, buğday, arpa, nohut, ayçiçeği ve vişne üretimi yapılmaktadır. Hayvancılıkta Tiftik Keçisi yaygın olarak yetiştirilmekle birlikte süt inekçiliği de yapılmaktadır. İlçede 1 mermer fabrikası, 5 un fabrikası, 1 yağ imalathanesi, 7 adet kereste atölyesi bulunmaktadır. Murat Dağı bölgesinde özel sektörlerce işletilen 5800-6200 kalorilik kömür madenleri ile Grafit maden ocakları vardır. Ayrıca ilçenin Murathanlar yöresindeki ocaklardan nitelikli ve ekonomik değeri yüksek mermer çıkartılmaktadır.

Altıntaş eski bir yerleşim yeri olup, Kalkolitik Çağa (MÖ.5500-3500) ait bazı kalıntı ve buluntulara rastlanmıştır. Yöredeki Üç Höyük’te İlk Tunç Çağına (MÖ.3500-2000) ait bir yerleşim yerine rastlanmıştır. İlçenin tarihi ile ilgili kaynaklarda başka bir bilgi bulunmamakla birlikte, Kütahya yöresinde olduğu gibi Hititlerin, Kimmerlerin, Friglerin, Lydialıların, Bithynia ve Pergamon Krallıklarının egemenliği altına girdiği sanılmaktadır. Bundan sonra yöreye Romalılar ve Bizanslılar hakim olmuştur.

Malazgirt Savaşı’nda (1071) sonra Anadolu Selçuklu Devletini (1078) kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Kütahya ve yöresi ile birlikte Altıntaş’ı da ele geçirmiş, 1097’de Haçlıların saldırılarına uğramıştır. Daha sonra Anadolu Selçukluları ve Bizanslılar arasında sürekli el değiştirmiştir. Ardından Germiyanoğulları’nın eline geçen yöre 1429’da Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Sultan II.Beyazıt zamanında çıkan Şahkulu ayaklanması, 1511’de Altıntaş yöresinde bastırılmıştır. Şemseddin Sami, Kamusü’l Alâm’da Altıntaş’tan Hüdavendigâr vilayetinin merkez kazasına bağlı bir nahiye olarak söz etmiştir.

[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] 018.jpg

Kurtuluş Savaşı’nın en önemli çarpışmalarından biri olan Dumlupınar Meydan Muharebesi, Altıntaş’a bağlı Dumlupınar’da yapılmış, Mustafa Kemal, Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri! Komutunu Dumlupınar’daki Çalköy’de vermiştir. Dumlupınar zaferinin anısına daha sonra Dumlupınar ve çevresinde anıtlar yapılmış ve bu alan Bakanlar Kurulu Kararı ile Milli Park haline getirilmiştir.

Büyük bir köy durumundaki Altıntaş’ın belediyesi 1947 yılında kurulmuştur.

İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; İlçenin doğusunda yer alan Çal Tepesi’nde Romalılardan kalma antik bir tiyatro ile harabe haline gelmiş yerleşim merkezi, çok sayıda höyük ve antik mermer ocakları bulunmaktadır. Selçuklu dönemine ait Çakırsaz Hanı, Altıntaş Köyü Kemerli Köprü; Alıncık ve Işıklar Türbesi, Akçaköy Aziz Dede Türbesi ve Seyit Hamza Türbesi vardır.

Ayrıca Başkomutan Meydan Savaşının geçtiği mekandaki Zafertepe Çalköy’de Zafer Anıtı, Şehit Sancaktar (Meçhul Asker) Anıtı, Yüzbaşı Şekip Efendi Anıtı bulunmaktadır.

--------------------------------------------------------------------------------

egeli04.03.08, 17:22
Şehit Sancaktar (Meçhul Asker) Anıtı (Altıntaş)

[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] 207.jpg

Kütahya Altıntaş ilçesinde, Çalköy’e 2,5 km., Dumlupınar’a 15 km uzaklıkta Şehit Sancaktar Mehmet Anıtı bulunmaktadır. 30 Ağustos Zaferi’nin ertesi günü Atatürk savaş alanını gezerken, Berberçamı denilen yerde, bir top mermisinin açtığı çukurda karışık halde Türk ve Yunan askerlerinin cesetlerini görmüştür. Bunların arasında bir kolu kaskatı havada kalmış, elindeki Türk Bayrağı’nı bırakmayan bir Türk şehidi ile karşılaşmıştır. Gördüğü bu olaydan son derece etkilenen Atatürk Yunan askerlerinin cesetlerine bakarak “Çocuk burada ne işin vardı” dedikten sonra yanındakilere yerdeki Yunan bayrağını göstererek, “bayrağı buradan kaldırın. O bir milletin şerefidir” diyerek eli havada bayrağı bırakmayan Türk şehidine yaşlı gözlerle bakmış ve kimliğinin araştırılmasını istemiştir. Ancak askerin üzerinde künyesi bulunamamış ve kimliği öğrenilememiştir. Bunun üzerine savaş sonrası burada yapılacak anıta ismi bilinmediğinden Şehit Mehmet adının verilmesini istemiştir.

Bu anıtın temeli Zafertepe’de Atatürk tarafından 1924 yılında atılmış, Mimar Hikmet ve Taşçı Kadri’nin yapmış olduğu anıt 1927 yılında törenle açılmıştır. Tören açılışını yapan Atatürk şu konuşmayı yapmıştır:

“Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk Devleti’nin temeli burada atıldı. Ebedi hayatı burada taçlandırıldı, bu sahada, bu semada dolaşan şehit ruhları devletimizin ebedi muhafızlarıdır. Burada temelini attığımız Şehit Asker Anıtı işte o ruhları, o ruhlarla beraber Gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk milletini temsil etmektedir. Bu Anıt Türk Vatanına göz dikenlere Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, savletini, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır”.

Bu anıt 1964 yılında çıkan 220 sayılı yasa ile Zafertepe’de yeni bir zafer anıtının yapılması kararlaştırılmıştır. Bunun üzerine Şehir Asker Anıtı’nın mermer parçaları ve sancağı, Zafertepe’deki yerinden sökülerek 1979 yılında, olayın geçtiği yerde, Berberçam Tepesi’ne dikilmiş ve Tümgeneral Ali Özveren tarafından törenle açılmıştır.

Anıt, mermer dikdörtgen bir kaide üzerinde olup, mermer basamaklarla çıkılmaktadır. Anıtın çevresi çeşitli dekoratif elemanlarla süslenmiş, etrafı mermer parmaklıklı bir platform ile çevrilmiştir. Burada Şehit Mehmetçik’in kolu ve tuttuğu sancak sembolize edilmiştir.

--------------------------------------------------------------------------------

egeli04.03.08, 17:23
Zafer Anıtı-Zafertepe, Çalköy (Altıntaş)

[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] 208.jpg

Kütahya Altıntaş ilçesi, Çalköy’de 30 Ağustos 1922’de Atatürk’ün idare ettiği Başkumandanlık Meydan Savaşı’nda, 1 Eylül 1922’de “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri” emrini verdiği 1.181 rakımlı Zafertepe’de Zafertepe Anıtı bulunmaktadır. Bu anıt 30 Ağustos Zaferi ve Kurtuluş Savaşı’nı Türk Milleti’nin birlikte oluşturduğunu sembolize etmektedir. Anıtın yapılmasına 1964 yılında karar verilmiş ve 30 Ağustos 1972 yılında tamamlanmıştır.

Kurtuluş Savaşı’nı sembolize eden bu anıt değişik yöndeki üçgen bloklardan meydana gelmiştir. Bununla Türk Milleti’nin diğer milletlerin gösterdiği haksızlığa feveranını ve Anadolu’yu işgal eden düşman kuvvetlerine karşı tek vücut halinde birleşerek kazandığı zaferi simgelemektedir.

--------------------------------------------------------------------------------

egeli04.03.08, 17:23
Yüzbaşı Şekip Efendi Anıtı (Altıntaş)

[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor] 210.jpg

Kütahya Altıntaş ilçesi, Zafertepe-Çalköy’de Yüzbaşı Şekip Efendi Anıtı bulunmaktadır. Harputlu Yüzbaşı Şekip Efendi (1886-1922) 14.Süvari Tümeninin 3.Alayı subaylarından olup, 29 Ağustos günü Yunanlılara hücum ederken şehit düşmüştür. Aynı alaydan olup şehit olan, Düzce-Üsküp’ ten Veysel Ömer, Keskin-Yağlıker’ den Veli Mehmet, Akhisar-Tatasut’ tan İbiş Ömer de bu şehitlikte gömülüdür.

Anıt, Başkumandanlık Meydan Savaşı’nda 29 Ağustos 1922’de Yunanlılara hücum eden Türk Süvari Kolordusu’nun bu civarda verdiği şehitler adına yapılmıştır. 14.Süvari Tümeninin 3.Alayının 2.Bölük Komutanı olan Yüzbaşı Şekip Efendi, Altıntaş’da kendilerine hücum eden Yunan kuvvetlerine karşı çevre savunması yaparken 2.000 kadar askeri esir almıştır. Daha sonra Yunan topçu birliğini ele geçirmek için hücum ettiğinde yoğun bir top ateşi ile karşılaşmış ve bir kısım erleri ile birlikte şehit düşmüştür.

Yübaşı Şekip Efendi adına 1972’de dikilmiş olan bu anıt mermer bir kaide üzerinde bir dikilitaş şeklindedir. Anıtın mermer kaidesi üzerinde Latin harfleri ile şunlar yazılıdır:
“29 Ağustos 1922 Muharebesinde Yunanlılara Hücum eden Türk Süvari Kolordusunun bu civarda verdiği şehitler namına yapılmıştır”. Aynı sözcükler eski harflerle obeliskin diğer yüzünde de yazılıdır.

Bunun dışında anıtın diğer yüzlerinde;
”İşgal altındayken bu yer, uğrunda can verdin vatana, sen çok büyüksün şehit asker, ne yapılsa azdır hatırana”; ”14.Süvari fırkasından 3.Alaydan Yüzbaşı Harputlu Şekip Efendi yine 3.Alaydan nefer Düzce’nin Üsküp Nahiyesinden Veysel Ömer Keskin’in Yağlıker köyünden Veli Mehmet, Akhisar’ın Tatasut Köyünden İbiş Ömer” yazılıdır.

_________________
BiR rÜYaYDı sAnKİ AsIlLı kAlDı uMutLaRıM bİtAnEm senDEmi seNdeN BaŞkA SeVeRsEm GöZüM kÖR oLsUn.... Yürüdügün yollar cikmaza giderse...Kader deme buna!Sen adim atikca Kaderin yaziliyor Unutma!..eRcAn
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
BİRUmut43
forumun en başarılı uyesi
forumun en başarılı uyesi


Kayıt: 02 Mar 2008
Mesajlar: 665
Konum: yasaklı

MesajTarih: 01,04,2008, 18:52:37    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Harputlu Yüzbaşı Şekip Efendi



HARPUTLU YÜZBAŞI ŞEKİP EFENDİ
(1886-1922)


Kütahya Altıntaş ilçesi, Zafertepe-Çalköy’de Yüzbaşı Şekip Efendi Anıtı bulunmaktadır. Harputlu Yüzbaşı Şekip Efendi (1886-1922) 14.Süvari Tümeninin 3.Alayı subaylarından olup, 29 Ağustos günü Yunanlılara hücum ederken şehit düşmüştür. Aynı alaydan olup şehit olan, Düzce-Üsküp’ ten Veysel Ömer, Keskin-Yağlıker’ den Veli Mehmet, Akhisar-Tatasut’ tan İbiş Ömer de bu şehitlikte gömülüdür.






Anıt, Başkumandanlık Meydan Savaşı’nda 29 Ağustos 1922’de Yunanlılara hücum eden Türk Süvari Kolordusu’nun bu civarda verdiği şehitler adına yapılmıştır. 14.Süvari Tümeninin 3.Alayının 2.Bölük Komutanı olan Yüzbaşı Şekip Efendi, Altıntaş’da kendilerine hücum eden Yunan kuvvetlerine karşı çevre savunması yaparken 2.000 kadar askeri esir almıştır. Daha sonra Yunan topçu birliğini ele geçirmek için hücum ettiğinde yoğun bir top ateşi ile karşılaşmış ve bir kısım erleri ile birlikte şehit düşmüştür. Yüzbaşı Şekip Efendi adına 1972’de dikilmiş olan bu anıt mermer bir kaide üzerinde bir dikilitaş şeklindedir. Anıtın mermer kaidesi üzerinde Latin harfleri ile şunlar yazılıdır:



“29 Ağustos 1922 Muharebesinde Yunanlılara Hücum eden Türk Süvari Kolordusunun bu civarda verdiği şehitler namına yapılmıştır”. Aynı sözcükler eski harflerle obeliskin diğer yüzünde de yazılıdır. Bunun dışında anıtın diğer yüzlerinde; ”İşgal altındayken bu yer, uğrunda can verdin vatana, sen çok büyüksün şehit asker, ne yapılsa Azdır hatırana”; ”14.Süvari fırkasından 3.Alaydan Yüzbaşı Harputlu Şekip Efendi yine 3.Alaydan nefer Düzce’nin Üsküp Nahiyesinden Veysel Ömer Keskin’in Yağlıker köyünden Veli Mehmet, Akhisar’ın Tatasut Köyünden İbiş Ömer” yazılıdır.




MEZARI ELLİ YIL SONRA BULUNAN ŞEHİT
S(HARPUTLU YÜZBAŞI ŞEKİP EFENDİ)


Bir sonbahar günü öğle üzeriydi. Sokaklar altın sarısı yaprakların işgaline uğramış, sanki hazin bir ayrılığın yasını tutuyorlardı.Çünkü Kasım ayının hemen arkası soğuk ve beyazlar mevsimiydi. Güneşin baygın ışıkları yeryüzünü ısıtmak için uğraşırken çocuklar sokaklarda balon şişirip mantar patlatarak kurban bayramının sevincini hep birlikte paylaşmaya çalışıyorlardı. Bizde o zaman çocuk denecek kadar küçük genç denecek kadarda büyük değildik. Kasabamızda açılan Ortaokulun ikinci mezunu ılmak için uğraşan Ortaokul okul talebelerindendik. Kasabamızda bayramlar büyük bir coşkuyla kutlanırdı. herkes kendi yaş grubundaki kimselerle gezer, bayramın tadını çıkarırdı.


Çocuklar kapı kapı dolaşarak kasabada bayramlaşılmadık ev bırakmazlar, akşama kadar birer torba şeker toplarlardı. Bayramın üçüncü günüydü, bizde kasabamızın ortasından geçen İzmir asfaltının üzerinde arkadaşlarla geziyorduk. karşımızdan bir gezi otobüsünün geldiğini gördük, dikkatimizi çeken; Otobüsün filamasıydı.Filamada şu yazılıydı ;" 10 Kasım ve Atatürk Gezisi Erenköy Kız Lisesi" araba kasabamızın ortasında bulunan atatürk heykelinin önünde durdu. İçinden bir grup kız öğrencinin indiğini gördük. Başlarında bir kaç da yaşlı bayan öğretmen vardı. Merakımızı yenmek için otobüsün yanına vardık.


Gezi Kolu Sorumlusu olduğunu söyleyen yaşluı bir bayan öğretmen geziye niçin çıktıklarını ve gayelerini anlatıyordu. Saçları beyazlamış orta boylu tıknazca bir bayan olan öğretmenin sesi titriyordu.; "10 Kasımlarda ağıtlar düzeceğimize Atatürk'ü tanıyalım, bu vatanı nasıl kurtardılar onu öğrenelim, nerelerde hang savaşları yaptıklarını ve Kurtuluş Savaşı'mızın nasıl geçtiğini görmek için bu kutsal topraklara geldik" dedi. Yolda gelirken filamadaki bir harfin düştüğünü farketmişler ve onun yerine bir harf yazmak için mola verdiler. Gezi sorumlusu ve tarih öğretmeni olduğunu söyleyen yaşlı bayan, bizden bir masa rica etti. hemen yakındaki bakkala giderek bir masa ve sandalye getirdik. Yaşlı bayan masanın başına geçerek kartondan kesmiş olduğu harfi boyamaya başladı,. hem kartonu boyuyor, hemde çevrede bulunan tarihi yerler hakkında bilgi alıyordu. O tarihte savaş günlerini yaşamış olan Zafertepe Çalköy'lü Ahmet ağa, O'nun sorularını cevaplıyordu. Yaşlı bayan sordu; " Büyük Taarruzun yapıldığı yerler kasabamızın dışındamıdır ? " Kasabamızın Belediye sınırları içinde bulunan ve kasabamıza 2 km. olan Zafertepe Abidesi vardır. Atatürk, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesini bu tepeden idare etmiştir. "Zafertepe'den başka yakınlarda tarihi abide varmıdır ? " " Birde Kasabamızın çıkışında bir şehitlik daha vardır, Burada bir Yüzbaşımız askerleri ile birlikte şehit olmuştur. Şehitliğin adı; Harputlu Yüzbaşı Şehip Efendi Şehitliğidir." Bu sözleri duyan yaşlı bayan öğretmenin elinden boya fırçası düştü. "O benim babamdı" diyerek hıçkırıklarını tutamadı. Masanın üzerine kapandı. Yalvarır bir sesle; "Ne olur babamın yattığı yeri göreyim, iki yaşımdan beri O'na hasretim, kırk snedir arıyorum, bugüne kadar başvurmadığımız yer kalmadı, fakat bir türlü yerini ve ne olduğunu bulamamıştım" diyordu. Hıçkırıklardan ne konuştuğu zor anlaşılıyordu. Gözyaşları, önündeki boya kutusuna karışıyordu. Bu acıklı sahne karşısında hepimizin gözleri yaşarmıştı. Öğrenciler biryandan hocalarını teselli etmeye çalışıyorlar, bir yandan da sesizce ağlıyorlardı.Kısa bir sessizlik çöktü kasaba meydanına. Sessizliği bozan yine bayan öğretmen oldu. Bir müddet sonra kendine geldi ve; "Ne olur hemen şehitliğe gidelim, uzaksa arabaya buyurun", yaşlı adam; Hayır, şu karşıda görülen abide orasıdır". Hep beraber yürümeye başladık Öğrencilerin hepsi arabadan indiler. Onlarda kalabalığa karışarak yürümeye başladılar. En önde öğretmenler ve kasabadan yaşlılar bulunu-yordu. Yaşlı bayanın Şekip Efendi'nin kızı olan tarih öğretmeninin kollarına iki öğrenci girmiş, şehitliğe doğru yol alıyorduk. İhtiyar Ahmet Ağa, savaş günlerini anlatıyor-du.Öğrenciler O'nu can kulağı ile dinliyorlar-dı. Bazıları not tutuyor, bazıları fotoğraf çekiyorlardı. Şekip Efendi'nin kızı, belkide konuşulanların hiçbirini anlamıyordu. Babasının onlara vedalaşıp harbe gidişi hayaline geliyordu. O'na; "Birtanem, annenizi üzmeyin, yakında geleceğim. Gelirken size güzel oyuncaklar getireceğim" Diyerek yanak-larından öpüşünü hissediyordu. Babasının savaşa değil, çarşıya gidiyor sandığı için sevinçle el sallayışını hatırlıyordu. O zaman annesinin babasını ağlayarak uğurlamasını küçük kafası anlayamamıştı. Babası gittikten sonra annesinin hemen her gün diğer odaya geçip Kur'an-ı Kerim'i indirip okuyuşu, dua edip sessiz ağlayışı gözlerinin önüne geliyordu. Böyle hayal aleminde yürürken kolundaki öğrencinin "Hocam Şehitliğe geldik" Demesiyle kendine geldi. Herkes durmuş O'na bakıyordu. Hıçkırarak; " Babam kaç tarihinde şehit oldu ? Şehit oluşunu biliyormusunuz ?" Diye ihtiyara sordu. Ahmet ağa biraz düşündükten sonra; "1922 senesi Ağustos'un 29. günü akşam üzeriydi." dedi ve anlatmaya başladı.


"Ağzı köpükler içinde koşarak gelen atın durumu merakımıza gitmişti, sahibi neredeydi? Bu at Yüzbaşının atıydı. İkindi üzeri geçmişlerdi kasabadan. Acaba ne olmuştu? Afyon Cephesi'nde bozulan düşman kaçıyordu. Bir bölük asker başlarında bir yüzbaşı ile baskına gitmişlerdi. Merakımız iyice büyüdü, acaba; Yüzbaşı ve askerleri esir mi oldu ? Şehit mi oldu? Öğrenmek için atın geldiği tarafa gittik. Vardığımızda baskına giden bir bölük askerimiz şehit olmuştu. Baskına giden diğer bölüğümüz, arkadan gelen bir Yunan Birliği'nin pususuna düşmüş, bir çok yunan askerini esir alıp gelirlerken pusudaki Yunan Askerleri tarafından şehit edilmişler.Karanlık olduğu için arkadan gelenleri fark edememişler.



Köyümüzde o zaman at,araba,öküz, kağnı hiç bir şey koymadı Yunan gevuru. Canlı hayvan namına hiçbirşey bırakmadı yedi. Doymak bilmiyorlardı. Bir sene daha kalsalardı, çaydaki kurbağalarımızı bile bitireceklerdi. Kazan kazan kurbağa kaynatıp yediklerini çok iyi bilirim. Şehitlerimizi getirecek bir şey bulamamıştık. Sırtlarımızda getirdik, gördüğünüz şehitliğe gece karanlık olduğu için şehitlerimizi ertesi gün gömdük.Ruhları şad olsun. Allah rahmet eylesin. bir çok şehit verdik ama o gün zaferi kazanmıştık."Herkes ihtiyar adamı can kulağı ile dinliyordu, O konuşmasını bitirdiğinde yürekleri kabarmış, Türklük damarlar da şahlanmıştı. Herkesin heyecanlı olduğunu farkettim, hocalarının işareti ile, öğrenciler sıraya geçtiler. Bütün şehitlerimiz için saygı duruşunda bulundular. Gür bir sesle İstiklal Marşımızı söylediler.Şekip Efendinin kızı, tarih öğretmeni, ağır ağır ağlıyordu.Tekrar yavaş yavaş kasaba meydanına gelindi, gezi bir gün ertelendi. Kasabalının ısrarı üzerine Erenköy Kız Lisesi, Zafertepe Çalköy Kasabasının misafiri oldu. Misaferiler birer ikişer evlere paylaştırıldı.


Ertesi gün kasaba meydanı ana baba gününe dönmüştü.Misafirler ağlanarak uğurlanıyordu. Tarih öğretmeni yaşlı bayan, "Babamım köyü" Zafertepe Çalköy Kasabasına, "Artık bizde Zafertepe Çalköy'lü olduk" diyordu. Ondan sonra her 30 Ağustos'ta Şekip Efendi'nin kızı kasabamıza gelir, babasının ebedi istirahatgahını ziyaret ederdi. Bu vatan toprakları binlerce Türk evladının kanı ile sulanmıştır.Her karışından şuheda fışkıran bu topraklar altında, binlerce kefensiz şehit yatmaktadır. Bu şehitler ki, gözleri kapalı, bayrama gider gibi savaşa gitmişlerdir. tek gayeleri ejdad yadigarı bu topraklarda yabancı bir bayrak dalgalanmasın. Ay Yıldızlı nazlı Bayrağımız son damla Türk kanı akıncaya kadar dalgalansın istemişlerdir.İşte bundan dolayıdır ki, bir hilal uğruna nice güneşler batmıştır. Bu güneşlerden biri de Harputlu Yüzbaşı Şekip Efendi'dir. Ne mutlu vatan için ölenlere, ne mutlu ölürken gülenlere. Aziz şehitlerimiz; Ruhunuz şad olsun.http://elazigturkocaklari.org/sekipefendi.html HARPUTLU YÜZBAŞI ŞEKİP EFENDİ, ile ilgili esas metin "SEKİZİNCİ ŞEHİR ELAZIĞ'A, HARPUT'TAN İNCİLER" Adlı eserden alınmıştır. Lütfen yazının altına yazarsanız memnun olurum. Türk ocakları benim kitabımdan sonra alıntı yaparak dergiye koydu. Harput ile ilgili bir eserin bilgi mutevitatı daha özeldir. Bu nedenle kitaptan alıntı yapıldığı yazılmalıdır. En içten sevgi ve saygılarımla...

_________________
BiR rÜYaYDı sAnKİ AsIlLı kAlDı uMutLaRıM bİtAnEm senDEmi seNdeN BaŞkA SeVeRsEm GöZüM kÖR oLsUn.... Yürüdügün yollar cikmaza giderse...Kader deme buna!Sen adim atikca Kaderin yaziliyor Unutma!..eRcAn
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    HARBİ SOHBET EYLENCE FİLM DİZİ VE BİLGİ DÜNYASI Forum Ana Sayfa -> il il türkiye Tüm zamanlar GMT +1 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Gratis Page Rank Service - Pagerank Anzeige ohne Toolbar yatus24.de - Pagerank Anzeige ohne Toolbar


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.15