HARBİ SOHBET EYLENCE FİLM DİZİ VE BİLGİ DÜNYASI Forum Ana Sayfa HARBİ SOHBET EYLENCE FİLM DİZİ VE BİLGİ DÜNYASI
sohbet eğlence ve bilgi forumu film izle indirmeden izle oyun oyna
 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

dikkatli davranmak

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    HARBİ SOHBET EYLENCE FİLM DİZİ VE BİLGİ DÜNYASI Forum Ana Sayfa -> Öyküler, Fıkralar ve Hikayeler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
canbaba
foruma ısınan uye
foruma ısınan uye


Kayıt: 20 Tem 2008
Mesajlar: 17

MesajTarih: 03,08,2008, 19:36:53    Mesaj konusu: dikkatli davranmak Alıntıyla Cevap Gönder

ŞOFÖRÜ OLMAYAN OTOBÜS
Can'ın evinin önünde otobüs durağı vardı. Kimilerine göre bu çok iyiydi, kimilerine göre de çok kötü. Elbette ki Can'a görede çok kötüydü. Konu komşuları gelip balkonda oturacak olsalar, gürültüden duramazlar, ağız tadıyla ar-kadaşıyla tavla bile oynayamazdı. Üstelik egzoz kokusu da işin cabasıydı. Hatta kaç defa otururlarken:
” -Vallahi iyi rahat ediyorsun bu gürültüde arkadaş, egzoz kokusu içersinde oturulur mu? Hastalanırsınız, maa-zallah kanser olusunuz” dememişler miydi?
Can'a göre de kötüydü. Çünkü ağır bir işte çalışacak-sın, yorulacaksın, dört gözle cumartesiyi pazarı bekleye-ceksin, 'şöyle bir saat ona, onbire kadar uyuyayım' diye-ceksin, ne mümkün.
Saat sabah altıbuçuk dedi mi; hadiii tor tor tor, zınk acı bir fren sonra; garç gurç vites değiştirmeler, uyu uyuya-bilirsen. Kaç kez erken uyanmanın ve uyku mahmurluğu-nun verdiği hırsla balkona çıkıp; otobüs şoförüne bağırmış, çağırmış belediye arabasının da yoldan geçmesini önleye-cek değil ya ama eli mahkumdu Can’ın. Değil mi ki burada oturuyor, katlanacaktı.
İlk gecekondusunu yapıp da yazın tozlu, topraklı, kışın topuklarına kadar çamurlu patika yollardan neredey-se bir kilometre ilerdeki otobüs durağına kadar giderlerken sanki daha mı iyiydi? Mahallede gecekondular arttıkça kendisi başı çekip mahallelerinden otobüs geçmesi için imza toplayıp muhtara vermemiş miydi? Üstelikte bunu muhtarla belediyeye gidip:
" -Çoluk çocuğumuz yağmurda, çamurda sefil perişan oluyorlar, kilometrelerce yol yürüyorlar" diye şikayette bu-lunmamış mıydı?
Can belediyeye dilekçe verdikten sonra, her gece oto-büsü rüyasında görüyordu. Belediye evinin önüne durak yapmış Can uzaktan otobüsü görünce hazırlanıyor evinin önüne gelince, bir çırpıda inip biniyordu. Rüyasında da gör-düğü için ille de kapısının önünde durak olmalıydı. Can hep bunu düşünür olmuştu. Hiç beklemeden otobüse bine-cek karısı da pencereden el sallayacaktı.
Şimdi buldu da bunuyordu. Saatlerce topuklarına kadar çamurlu yollarda yürüyüp gittiği günleri ne çabukta unut-muştu. Şimdi işine giderken çalar saat bile kurmadan ilk geçen otobüs uyandırıyor, ikinci gelen otobüse kadar kah-valtısını yapıyor ve rahat bir şekilde otobüse biniyor, üstelik karısı da el sallıyordu.
Can işte böyle gene dinleneceğini sandığı bir pazar günü, sabahın köründe; bir otobüsün motor gürültüsüyle uyanmış, balkona çıkıp otobüs şoförüne küfürler yağdırır-ken, ‘her sabah senin yüzünden bende uyanıyorum’ diye gene hanımıyla ağız dalaşına başlamıştı. Can'ı ne kadar otobüs gürültüsü rahatsız ediyorsa, eşini de aksine hiç rahatsız etmiyordu. Canın çıkardığı gürültü esas eşini uyandırıyor ve eşi de mecburen kocasının kahvaltısını ha-zırlamak zorunda kalıyordu.
‘Ben uyuyorum da sen niçin uyumuyorsun’ diye epey bir sokrandı karısı Can'a.
Pazar günü erkenden kalktıkları için saat onu zor etti-ler. Hazırlandılar, önceden biriktirdikleri naylon torbaları içiçe koyarak bir paket yapıp yanlarına aldılar. Pusuya yatmış avcılar gibi uzaktan otobüsün gelmesini beklemeye koyuldular. Bu arada Can karşılarındaki binanın altındaki bakkaldan gazetesini almayı da ihmal etmedi. Hayatların-daki değişmeyen şeylerden biriside buydu Can ailesinin.
Can otobüs gelmeden gazetesini alır, sonra otobüse binerler, otobüsün son durağına kadar Can gazetesinin yarısını okur, diğer yarısını da dönüşte okur, gazetede ilan-ları da dahil okunmamış yer kalmazdı.
Can’la karısı otobüse bindiler. Can gene gazetesini okumaya başladı, son durağa geldiğinde indiler. Oradan doğru ‘İsmet Paşa Pazarı’na. Can'ın huyu idi. Hiç bir şey almadan pazarı şöyle bir iki tur kolaçan eder, her şeyin fiyatına bakar, neyi nereden alacağını gözüne kestirir, son-rada hanımına hangi şey ucuzsa:
“ -Hanım bu hafta pırasa günümüz” veya “bu hafta ıspanak günümüz” der, alacağını ona göre alırdı. Karısı Nefise Can’ın peşinden gene isteksiz, isteksiz dolaşmaya başladı. Dolaştıkça ‘eyvah! Bu hafta ıspanak günü olacak galiba’ dedi içinden. Normal tur bitip de Can, bir ıspanakçı-ya doğru giderken ıspanakçı uzaktan Can’ı gördüğünde arkadaşına:
“ -İşte bizim has müşteri geliyor” dedi ve dediği gibide çıktı. Çünkü her hafta böyle altı kilo ıspanağı Can’dan başkası almazdı. Ispanakçının önüne geldiğinde durdu:
“ -Altı kilo ıspanak” dedi satıcıya. Satıcı dört naylon torbaya altı kilo ıspanağı sıkıştırarak yerleştirip:
" -Başka bir şeye ihtiyacınız var mı? dediğinde:
“ -Yok” dedi Can. Sonra ufak ,tefek başka alacaklarını da alıp Otobüs durağının yolunu tuttular.
Ellerinde tam on poşet vardı. İkisinin üçünün sapını bir tutup öyle sığdırmışlardı ellerine. Otobüs durağına yürürler-ken Can eşine:
" -Yapraklarından sabah kahvaltısına yumurtalı ıs-panak, akşama kök kısmından bir yoğurtlu ıspanak yemeği yaparsın. Ertesi gün; yufkayla ıspanaklı börek derken ‘hanım bir hafta yeter bize’ dedi Can. Otobüs durağının bulunduğu meydana vardıklarında; ön kapısı açık, çalışır vaziyetteki otobüsten içeriye girdiler. Otobüsün şoförü yok-tu. Can sürekli otobüse bindiği için aylık otobüs kartı vardı, sanki şoför varmış gibi kartını direksiyona doğru tutup ön koltuğa oturdu. Karısı da biletini atıp Canın yanına oturdu. Her otobüse binen kişi otobüsün içinde şoför olmadığı için, ön kultukta oturan Cana soruyor:
“ -Çankaya'ya mı?” Can da:
“ -Çankaya'ya" diyor ve her binen Can'ın yaptığı gibi direksiyona aylık otobüs kartını gösterip biniyor. Kimileri de Ellerindeki bileti şoför olmadığı için, ‘işte ben biletimi atıyo-rum’ dercesine yolculara gösterip, öyle otobüse biniyordu. Derken dakikalar geçer otobüs tıklım tıklım dolar.
Otobüs kalkmayınca, yolcular homurdanmaya başlar-lar. Artık her kafadan ‘bir ses’ çıkmaktadır. Çokları ortaya konuşup:
“ –Nerede! Arkadaşlar bu otobüsün şoförü?”
Şoförü olmayan otobüsün şoförü için herkes bir şeyler konuşurken kimileri:
“ -Daha ne zaman kalkacak?” derler. Artık çoklarının sabrı taşmaktadır:
" -Milletin işi gücü var! Kardeşim bu kadarda bekletil-mez ki?” der, kimi. Önden iki kişi inip, hareket memuru-nun bulunduğu barakaya giderler:
“ -Ohhh ne ala! Tüm şoförler oturmuş çay içip sohbet ediyorlar” der gidenlerden biri. Diğeri kapıyı çalıp açar ve:
“ -Duraktaki arabanın şoförü kimse otobüs doldu, her-kes soruyor ne zaman kalkacak diye?” der bu sırada otu-ranlardan biri hemen kalkıp:
” -Kim binin dedi kardeşim o otobüse?”. Barakaya gelen İki kişi:
“ -Biz zaten geldiğimizde otobüs doluydu” derler,
“ –Haydaaa!” der, şoför; bir hışımla çıkıp direksiyonun bulunduğu kapıdan girer, şoför mahallinden otobüste bulu-nanlara avazı çıktığı kadar bağırır:
“Kim binin dedi kardeşim bu arabaya? Bu arızalı! Direk garaja gidecek. Hadi bakalım inin, birazdan başka otobüs gelecek ona binersiniz. Birde ona ayrıca bilet atında aklınız başınıza gelsin!” demez mi? Herkes hep bir ağızdan bağı-rır:
“- Burada herkes biletini attı, kartını gösterdi” Şoför daha da kızarak bağırır:
“- Utanmıyorsunuz yalan söylemeye. Otobüste şoför mü var ki de göstereceksiniz. Kime gösterdiniz söyleyin bakayım." Herkes bir ara suspus olmuşlar kime gösterdik-lerini düşünürlerken, Kimisi otobüsün içindeki bulunan di-ğer insanlara der, kimisi de direksiyona derler:
“ -Şimdi ben nereden bileceğim kimin bilet atıp, atma-dığını“ derken başka bir otobüs arızalı otobüsün arkasına yaklaşır ve durur. Bu arada şoförü olmayan otobüsün şofö-rü:
“ -İlk önce arabaya binen kimdi gardaşım, siz önce onu söyleyin bana” dediğinde herkes birbirinin yüzüne bakar acaba kim, kimden önce binmiştir, belli değildir. Can’ın hanımı da çaktırmadan cana bakar:
“ -Bunlar hep senin başının altından çıktı, önce sen binmedin mi?” der, Can eşinin bu uğultulu konuşmalar içersinde kendisine söylemesine tepki gösterip:
“ -Sus lan kadın, duyacaklar sonra!“ derde geçiştirir durumu.
Şoförü olmayan otobüsün şoförü, otobüsten inip arka-larında duran otobüsün şoförüyle önce tokalaşır, sonrada bir şeyler konuşurlar. Ve daha sonrada otobüsün açık bulu-nan ön ve orta kapısından yolculara seslenip:
“ -Hadi bakalım, arkadaki otobüse geçin” der. Otobüs-tekiler itiş, kakış içersinde arkadaki otobüse geçtiklerinde; Can, gazetesini bile okuyamadan evlerine kadar otobüsün içersinde poşetler ellerinde, ayakta gitmek zorunda kalırlar. Artık Can'a bu ders olmuştur:
“ -Bir daha mı ‘tövbe’ şoförü olmayan otobüse binmeye-ceğim" der.


Ahmet Canbaba

_________________
Emekli kendi halinde şiir,hikaye ve güncel yorumlar yazan çağdaşlığın karşısında bir perde olan cehalet ve yobazlığın karanlığına bir yudum ışık uzatmak için yalnızca kalemini kullanan bir kişi.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    HARBİ SOHBET EYLENCE FİLM DİZİ VE BİLGİ DÜNYASI Forum Ana Sayfa -> Öyküler, Fıkralar ve Hikayeler Tüm zamanlar GMT +1 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Gratis Page Rank Service - Pagerank Anzeige ohne Toolbar yatus24.de - Pagerank Anzeige ohne Toolbar


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.058