1938 yılının bir sonbahar günüydü, o günün yarısında Döndü *****n ağrısı bitecekti. Ama daha küçük yaşlarda o dünyaya getirdiği bebe; bağlamasını yoksul halkının dertleriyle, ağıtlarıyla ağlatacak, giderek daha duyarlı, daha toplumcu içerik kazandıracaktı dizelerine...
İlk yıllarda mezhepsel çelişkileri yergili bir dille betimlerken, daha sonra halk dertlerini dile getirmeye çalışacak, o nedenle de bazı politik baskılar görecekti. Hak ile halkı birleyerek emeği savunacak, emeğin savaşımını verecekti.
Mahzuni Şerif tüm baskılara karşı haklıların simgesi olarak <<bizim>> dir diyecekti. Coşkulu yüreğiyle çağdaşlarına göre daha çok üretiyor, özgün söz ve müziğiyle Türk folklor üne kaynak oluşturuyordu. Ama ne yazık ki onun, şiirine kendi adı konulmuyor, başkaları onun sırtından çıkar sağlıyordu.
Mahzuni sazını eline aldığı günden bu yana her türlü sömürüye karşı savaşımın içinde birleştirici söz öğelerini kullanıyor, böylece kendine özgü bir yol çiziyordu.
Aşık Mahzuni'yi anlatmak için bir noktayı, içtenlikle vurgulamak istiyorum. Ozanımız <<Neyzen>> gibi biraz demlidir, ama bu duyarlı olmanın bir gereğiydi; doğaçtan söyleyebilmesi için dem onda olumlu etki yapıyordu dem de olsa az almak zorundaydı, çünkü sağlığının ve sanatının koşulları böyle gerektiriyordu. O, aşıklık geleneğini yerine getirirken halkın gözü, kulağı olmaya özen göstermeliydi.
1960 ile 1980 yılları arasında yurt dışında bir kez Avustralya, çok kez de Avrupa'da konserler vererek, yine ulusuna, halkına sevgiler gönderiyor; <<d>> diyerek sarı sazın tellerini inletiyordu...
Umarım ki ozanımız Mahzuni Şerif bundan böyle de, yaşadığı sürece birliği, erliği, güzelliği toplumsal ve evrensel içerikli dizelerde sevgili halkımıza duyurmanın kıvancını yaşar...
Merhaba diyorum Berçenekli Mahzuni'ye
Ben, O'nu ilk tanıdığım 1960 yılından bu yana
adım adım gözledim. Çünkü Mahzuni Şerif
"oğulluğum" olmuştu. Nasıl, neden izlemeyim
O'nun duygılu sesinin, ustaların ustası tezene
vuruşunun onbinlerce sevdalısından biri
olmuştum o günden bu yana...
Hicivlerini deyişlerini varsın başkaları
değerlendirsin. O'nu tanıdığım, aynı çağda
yaşadığım için kendimi mutlu hissediyorum...
Çünkü, bir Pir Sultan, bir Karacaoğlan, bir Nesimi
bir Kaygusuz Abdal, bir Ruhsati ve daha
benzer nicelerini deyişlerinden tanımıştım...
Fikret Otyam - Haziran 1990
Aşık Mahzuni'ye ait bazı türküler:
İşte gidiyorum çeşmi siyahım, Kanadım deydi sevdaya, Körpe iken kırdın felek dalımı, Dom dom kurşunu, Kirvem, Zevzek, Bugün ben şahımı gördüm, Ağlasam mı...
Ve Aşık Mahzuni Şerif 17.05.2002 tarihinde tedavi gördüğü Köln-porz hastanesinde, sabaha karşı aramızdan ayrılır...
Ağlasam mı
Mevlam Gül Diyerek İki Göz Vermiş
Bilmem Ağlasam Mı Ağlamasam Mı
Dura Dura Bir Sel Oldum Erenler
Bilmem Çağlasam Mı Çağlamasam Mı
Yoksulun Sırtından Doyan Doyana
Bunu Gören Yürek Nasıl Dayana
Yiğit Muhtaç Olmuş Kuru Soğana
Bilmem Söylesem Mi Söylemesem Mi
Mahzuni Şerifim Dindir Acını
Bazı Acılardan Al İlacını
Pir Sultanlar Gibi Dar Ağacını
Bilmem Boylasam Mı Boylamasam Mı
Yuh Yuh
Uzaktan Yakından Yuh Çekme Bana
Sana Senin Gibi Baktım İse Yuh
Efendi Görünüp Bütün İnsana
Hakkın Kullarını Yıktın İse Yuh
Bu Kadar Milletin Hakkın Alanlar
Onları Kandırıp Zevke Dalanlar
Diplomayla Olmaz Hakim Olanlar
Suçsuzun Başına Çöktüm İse Yuh
Ben İnsanım Benden Başlar Asalet
Asillere Paydos, Beye Nihayet
Şu İnsanlık Derde Girerse Şayet
Ona Yar Olmaktan Bıktım İse Yuh
Yuh Yuh Soyanlara
Soyup Kaçıp Doyanlara
İnsanlara Kıyanlara
Yuh Nefsine Uyanlara Yuh
İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım
İşte gidiyorum çeşm-i siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da
Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da
Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün Mahzuninin berbat haline
Mervanın elinde parelense de
Delaley
Bağa Girdim Bağbanı Yok
Güle Sordum Figanı Yok
Sürüyü Kurtlar Dalamış
Bu Sürünün Çobanı Yok
Ah Le Delale Delale
Nereye Başı Delale
Dere Kavuşur Dereye
Akar Gider Gemere’ye
Savaşı Girmiş Yüreğe
Yarası Yok Çıbanı Yok
Ah Le Delale Delale
Nereye Başı Delale
Mahzuni’yim Doğrusunun
Dermanı Yok Mudur Bunun
Sevdaya Giden Yolcunun
Çarığının Tabanı Yok
Ah Ley Delaley Delaley
Nereye Başı Delaley